Hayalindeki kariyer geçici bir heves mi, yoksa kaderin mi?

Bu benim ergenliğimde hayatımın sorusuydu. Günlüklerime sayfalarca yazmışım.

Hep yaşından olgun biri olarak kendime bir ebeveyn gibi, bir çocuk gibi yaklaşmış, ama cevabı hiç bulamamışım.

Ben ortaokul boyunca tiyatrocu olmak istedim. O zamanlar babamın bir tekstil fabrikası vardı ve beklenti benim o işi devralmamdı. Dolayısıyla hep şunu duydum:

“Hobi olarak yine yaparsın.”

Karakter olarak aklına koyduğunu gerçekleştiren, başının dikine gitmekten çekinmeyen biriydim, eğer kendimden çok emin olsam rahatlıkla “hayır, ben tiyatrocu olacağım!” diyebilir, yolları da bu şekilde yürüyebilirdim.

Ama sorun şu ki, emin olamıyordum.

Okuduğum birçok röportajda, birçok iş insanı  “çocukken sanatçı olmak isterdim” diyordu kendinden alaycı bir şefkatle bahsederek. Ama sonra olmamışlardı. Demek ki onlarınki geçici bir hevesti. Ben yanan kavrulan bir sanat tutkusuna sahiptim, sadece tiyatro da değil, şan, piyano, dans derken içim sanatla doluydu fakat bu büyük tutku benim sorumu cevaplamaya yetmiyordu: “Bu geçici bir heves mi, yoksa benim kaderim mi?”


Sorunun cevabını hiç bulamadığım için, seçim yapma zamanı geldiğinde, çok seçilen yolu tercih ettim. Yüzüme “ah ne çocukmuşum sanatçı olmayı hayal etmekle, hey gidi ergenlik yılları” maskesini taktım ve o sanat tutkulu kızı dizginleyip, seçimimi iş hayatından yana kullandım. O kapıyı öyle sıkı kapattım ki, üniversiteye girdiğimde ne tiyatro kulübü, ne müzik kulübü hiçbir şeye özellikle dahil olmadım. Bir zamanlar kendimi adamayı hayal ettiğim bir yolun şimdi kırıntısıyla beslenmek, yok yere tekrar ağzımı sulandırmak, çok sevdiğim bir şeyi “yarım” yapmak istemiyordum. Uzun bir süre de bu sanat işlerine hiç bulaşmadım.


Gitgide kendimi çok daha rasyonel, iş odaklı, sanattan epey uzak birine dönüştürdüm. İşe yarıyordu, çünkü toplumsal beklentileri karşılıyordu. Rasyonelliğin sesini açmak iş hayatında başarıyı getiriyordu, daha çok açmak ise daha çok başarıyı. Fakat bu sırada, içimdeki sanatçının sesini kısmayı çok iyi başarsam da, o dev soruyu soran içimdeki ergen Gözde’nin sesini hiç kısamadım, bu sefer sorusu gelecekten geçmişe doğruydu: “Peki ben sanatçı mı olmalıydım, yoksa zaten sanatçı olamaz mıydım?” Bir umut, yaşım ilerlediğinde meseleyi çözerim diye, soru kafamda her ay, her yıl durmadan yineleniyordu.


İş hayatında geçirdiğim 12 yıl, aldığım psikoloji eğitimi, koçluk yapmak, yazmak, okumak ve en önemlisi kendimi çokça yeni deneyime maruz bırakmak bu sorunun cevabını yıllar içinde bir yandan sürekli biriktirmemi sağladı. Ama noktaları birleştirmem için halen zaman vardı.


Bugün bir röportaj dinlerken, tabii soru her zamanki gibi arka planda beynimde dönerken, bir anda noktalar birleşti. Ve oturup yazmaya başladım. Yazarken çok heyecanlandım çünkü bu yazının ilk muhattabı benim ergen Gözde’m. Kim bilir senelerdir – 20 senedir- cevabını tutkuyla merak ettiği sorunun benim içimde sonunda bulduğum cevabını duyunca ne kadar heyecanlanacak. İnşallah tatmin olur ve beklediğine değer. Yalnız ona kolay yoldan bir cevap vermeyeceğim, evet ya da hayır demeyeceğim. Bunun yerine, bu sorunun cevabını nasıl bulabileceğini öğreteceğim. 


Sevgili ergen Gözde; işte 5 maddede “Kariyer hayalin geçici bir heves mi, yoksa kaderin mi?”


1/ Romantizmden, Aydınlığa: İşi dekompoze et!

Yapmayı hayal ettiğin bir iş var, harika! Eğer bir iş hayallerini süslüyorsa, bu muhtemelen o işin en güzel çıktıları, en sahnedeki, en süslü, en görünür halleri sebebiyle. Yani istemek dediğin şey sonuca bakarak başlıyor. Tasarlanmış bir kıyafetin mağazadaki halini, tiyatrodaki oyunun sahnelenme anını, televizyondaki spikerin anlattığı anı görüp aşık oluyorsun o işe. Ancak bunun senin gerçekten isteyip istemediğin bir şey olduğunu anlamak için, bu romantik ‘sonuç anı’ndan geriye gitmeyi göze almalı ve bu işi yapanların hayatının %75’inin ‘sonuç anı’nda değil, ‘hazırlık anı’nda geçtiğini bilmelisin. 30 saniyelik bir reklam filminin hazırlık sürecinin 1 seneye varabildiğini sana şimdi uzun uzun anlatmayacağım.

Yani öncelikle işi, bu hayallerini süsleyen sahnelerinin romantizminden çıkartıp, dekompoze etmen gerekiyor. Bu da öncelikle büyük resimde bu işin anlamını görmek demek. Yapmak istediğin iş, dünyada nerede? Ülkende nerede? Rakamsal verileri nedir, mesela, kaç tiyatrocu var, kaç tiyatro var, sektör nasıl gözüküyor, özel tiyatroların durumu nasıl, devret tiyatrolarında neler oluyor… Yaptığın işin anlamı ve amacı nedir? Örneğin insanların iyi hissetmelerini mi sağlıyor, onları iyileştiriyor mu, keyif mi veriyor, problemlerini mi çözüyor? Bu ana amaç neyse, senin kişisel değerlerinle ne kadar ve nasıl örtüşüyor?

Tamam tamam, yine ‘Peki nasıl?’ dediğini duyuyorum, soyut laflardan bir an önce tariflere geçmek istiyorsun. Hayal ettiğin sektörle ilgili kitaplar, belgeseller, röportajlar ve haberleri disiplinli bir biçimde çalışmanı öneririm. Şimdi sen bilmiyorsun ama, 18 yaşına gelince bunu reklam sektörü için yapacak, sektörde çalışan herkesin ismini birkaç a4’te toplayıp duvarına asacak kadar ileri gideceksin. Ve bu, sonra sektörde geçireceğin 12 yılda tanışacağın birçok kişiyle ilgili çocuğunun adından yaptığı ödüllü işlere kadar çılgın bir bilgiye sahip olmanı sağlayarak o kişileri şaşırtacak. Sense bu ‘sektör duayenlerinin’ neredeyse tamamının nasıl yakın arkadaşlarına dönüştüğünü hayretle izleyeceksin. Ee, çocukluğundan beri biliyorsun; ‘Kağıda dökmek, gerçekleştirmenin yarısıdır!’ Korkma korkma, ilk izlediğinde seni ürküten o film kadar değil tabii.

Evet, bu büyük “iş” resmini çektikten sonra, işin asıl can alıcı kısmı ikinci maddede geliyor, sevgili ergen Gözde.


2/ Ortamına gir, insanları tanı, ortamını deneyimle!

Bir işi seçmek, o işi yapılan insanlarla, o işin yapıldığı ortamda, hayatında geçireceğin en uzun saatleri geçirmeyi seçmek demek. Bir işi seçmek, bir kültürü, bir bakış açısını, bir hayat felsefesini, kendini ve diğerlerini nasıl algıladığını, bu dünyadaki konumlanmanı seçmek demek. Bu anlamda rahatlıkla iş seçiminin en az eş seçimi kadar önemli olduğunu söyleyebilirim. Bu maddede çok önemli bir kurnaz konu var: İşin kendisini yapmayı sevebilirsin (yani sahneye çıkıp tiyatro oynamayı) fakat aynı zamanda her sabah kalkıp bunun için yapman gerekenleri, provaya gitmeyi, gününü tiyatrolarda – ya da işin olmadığında evde, dışarda- geçirmeyi, hep tiyatrocularla vakit geçirmeyi, onların sohbetini, onların yaşam tarzını, düzenini, o kültürü sevecek misin? Şimdi bildiklerimle rahatlıkla diyebilirim ki işin kendisini yapmayı sevmek bu seçimin %50 iken, işin kültürünü & ortamını sevmek mutlaka bu işin diğer %50’si olmalı. Örneğin şarkı söylemeye aşık biri olarak 30 yaşında ilk kez bir müzik atölyesine katılacak ve orada, bir yandan sahne üzerinde yaptıklarına aşık olurken kendine çok şaşıracağın bir şey söyleyeceksin: “Ben müzisyen olamazdım!” Bunu sesin iyi olmadığı, kulağın iyi olmadığı ya da şarkılarda zorlandığın için söylemeyeceksin; bilakis bu konularda hala çok iyi olacaksın. Ama düzensiz bir ortam, insanların ruh hali, fazla spontan bir yaşam biçimi, senin tüylerini diken diken edecek. Kimi sanatçı ruhlara ilham veren düzensizlik, seni kaşındıracak ve ortamdan soğutacak.


3) Klişeler ve önyargılara inanmak zorunda değilsin, her mesleğin “kendi versiyonunu” yaratabilirsin.

Bir önceki araştırmaları bitirdiğinde, artık hayalindeki işle ilgili çok fazla bilgi ve hisse sahip olacaksın. Ancak bununla birlikte çaktırmadan, bilgiler sende önyargılar da yaratacak. Mesela, “sanatçıların evlilikleri uzun sürmez”, “sanatçı olursan para kazanamazsın” gibi. Bunları körü körüne inanmayı seçersen, kendini yok yere engellemeyi seçebilirsin, buna üzülürüm. Aslında ne yazık ki kısmen bunu yapacak ve sana dayatıldığı gibi ‘Tiyatrodan para kazanılmaz.’, ‘Kaç kişi başarılı tiyatrocu oluyor ki?’lere inanarak kendini engelleyeceksin… Oysa biliyor musun ergen Gözde, her zaman bir şeylerin “sen” versiyonunu yaratabilirsin. Hem evli çocuklu hem sanatçı olanlar var, hem sanatçı hem iş insanı olanlar var, var da var. Hangi yolu seçersen seç, hayatta varolan şablonlara uymak zorunda olan pasif bir “sonradan gelen” değil, kendi hayatını sıfırdan yaratan biri olduğunu hiç unutma. 

4) Bu sorunun tek cevabı, senin kararlılığın! Cevabın evet’se başaracaksın. Cevabın hayır’sa, başaramayacaksın.

Bütün bu bilgiler ışığında, işin kolaylaştığını ve cevabın yaklaştığını sanıyorsan çok yanılıyorsun çünkü sana asıl kazığı bu 4. maddede atacağım. Umarım hayal kırıklığına uğramazsın. Girmek istediğin sektörü beyninle bildikten, kalbinle hissettikten, 5 duyunla içine çektikten sonra, artık bu soruyu kalbinin cevaplaması gerekiyor: Sence sen bir sanatçı mı olmalısın? Yoksa bu senin için sadece bir hobi olarak mı kalmalı? Üzerinde fazla düşünmeden, bu soruyu duyduğunda ilk hissiyatın nedir? Bu çok önemli. Ben senin bu soruyu duyunca ne hissedeceğini bilmiyorum çünkü aramızda artık 20 sene var. Ama sana şunu söyleyeceğim, bu kararı bir kere verdikten sonra, kararın neyse yolun orada açılacak. Çiçeğin orada filizlenecek. Kararın çok büyülü bir gücü var, sen karar verdiğinde dünya seni o anda seçtiğin mesleğe kutlayarak kabul edecek, buyur edecek. Ve sen gözünü yoldan ayırmadığın, çok çalıştığın sürece mutlaka başaracaksın. 

5) Peki neyi başaracaksın?

Burada başarı kriterini değerlendirmen çok önemli. Senin için başarı nedir ergen Gözde? Ünlü bir sanatçı olmak mı? Yoksa ünlü sanatçıları banal bulursun ve sen daha niş bir sanatçı olarak, yalnız entelektüellerin anlayacağı işlerin içinde mi olmak istersin? Bir diziye dahil olup her gün setlerde gecelere kadar çalışır mısın? Yoksa senin için başarı kriteri ailenle daha fazla zaman geçirmek midir? İşyerinde ödülden ödüle koşmak mı, herkesten daha çok çalışmak mı, sabahlasan da kimsenin bulamadığı çözümleri bulup tebrikler almak mı, yaşından daha hızlı ilerlemek mi?

Şimdi 35 yaşından bakınca, senin için başarı çok güzel bir yerde duruyor sevgili ergen Gözde. Sen kendin için başarıyı birkaç yıl önce tanımladın: Sana göre başarı, denge demek.

Başarılı olmak konusunda okulda olduğu gibi çok tutkulusun AMA, artık kariyerinin başındaki gibi bunun için sağlığını bozacak kadar çalışmıyorsun. Sporu ‘bugün de yoğundum’ diye aksatmıyorsun. Çocuğunla vakit geçirmeyi çok seviyorsun bu yüzden, onun özel günlerinde iki elin kanda olsa yanındasın; fakat çok düşünmüş olsan da asla çalışmayıp tüm zamanında çocuk bakan bir anne olmayı tercih etmedin. Sana göre bir şeye yüklenmek, dengeyi bozuyor. Dengeyi bozan planlar ise, kısa vadeli. Bu yüzden getirdikleri başarı da ‘ödül’ gibi, anlık, parlayıp sönmelik. Kariyer bir maraton sevgili ergen Gözde. Karar verirken nefesini tüketmeyecek bir planı hayal etmek kesinlikle daha gerçekçi olacak. Tabii ki çok yorulduğun, çok çalıştığın günler hep olacak. Ama günün sonunda kalbinin ısındığı, beyninin sarıldığı bir kariyeri seçtiysen seni gerçek anlamda hiçbir şey yoramayacak. Tıpkı seneler içinde birçok arakdaşımın yaka silktiği bir sektörün şimdi beni hala hiç yormadığı ve çok mutlu ettiği gibi.

Gitmeden bir sorun mu var? Peki sor bakalım. Hmm güzel soru!

Peki sen, şimdi bana yani 13 yaşına dönebilseydin, sanatçı olmayı mı seçerdin Gözde abla?,

Ah şimdiki gençler, illa tam sorunuzun tam yanıtını alacak, karşınızdakinden o tam cevabı almadan onu rahat bırakmayacaksınız. Şimdiki aklımla, o denli benliğimi kaplayan bir duyguyla kesinlikle sanatçı olmayı seçerdim evet. Çünkü şimdi, o zaman sahip olmadığım bir bilgiye sahibim, ticari zeka sanatçılardan çalınmış bir şey değil. Sanat okulundan mezun olmak ‘bir tiyatro seni işe almazsa aç kaldın’ demek değil. Yan yollar, destek meslekler, geçici aksiyonlar mutlaka bulurdum. Zor olurdu ama bulurdum. İkincisi, insan ilişkilerine yapmaya bayıldığım yatırımla sektörün de çok kenarında kalmazdım muhtemelen. Ayrıca hiçbir zaman tek meslekli biri olacak bir karakter değilsin biliyor musun; baksana ben şu anda bile koçluk yapabilien, profesyonel olarak yazabilen, konuşma yapıp eğitim verebilen, marka stratejisi hazırlayabilen biriyim. Üstelik cesaret eden için yüzlerce iş fırsatı hep ortada, sokakta bizi bekliyor. Dolayısıyla buradaki sorunun artık ‘Tiyatro beni aç bırakır mı?’ değil, ‘Kendimi herhangi bir mesleği icra ederken, aksi bir durumda aç kalmayacak şekilde nasıl donatırım?’ olduğunu bilir ve evet, sanat okumaya cesaret ederdim.

Son bir sorun daha mı var? Ne oldu sana böyle ergen Gözde, bu konuştuğumuz yaşlar senin en içe dönük, hatta çekingen, ve hatta sosyal fobik yaşların. Beni görünce ilk defa dilin açıldı bakıyorum hayret… Tamam hadi sor…

Oğlun Can’ın kariyerine nasıl destek olacaksın?

Oğlum Can’ın gerçek olmasına gülüyorsun değil mi? 2 yaşından beri evcilik oyunlarında elimdeki plastik bebek, ‘bir gün benim bir oğlum olacak ve adı Can olacak!’ Şimdiki secret’lar falan bir şeyi 2 saat hayal edin 10 gün gözünüzde canlandırın diyor sevgili gözde, düşünsene tam 30 yıl Can’ı düşünmüşüm 🙂 Aynı eforu sanatçı olma hayalime sarf etsem sence ne olurdu? Hadi seni biraz düşündüreyim 🙂

Soruna gelirsek, Can’ın eğilim ve tutkularını erken yaştan gözlemlemek için hem bu konuya ilgimden, hem eğitimimden ötürü çok dikkatliyim. Bu çok keyifli bir keşif süreci. Muhtemelen Can bu açıdan biraz şanslı olacak. Ama emin ol, sana yukarıda verdiğim tavsiyelerden farklısını ona veremeyeceğim.

Eğer bir ilgi alanını görürsem, başladığında sebat etmesi ve o alanı kursunda, ortamında en az bir sene deneyimlemesi için cesaretlendiririm. Hem o alanda ilerlemek ve başarmanın nasıl hissettirdiğini deneyimlesin, hem o insan ve ortamları iyice koklayıp içine siniyor mu anlasın diye.

Benim bilmediğim bir alana ilgi duyarsa -ki ekskavatörden başka bir şey düşünemediği için mutemelen öyle olacak- memnuniyetle o sektörü kendim girmek ister gibi araştırtır, onun araştırmasına yardımcı olur, yol gösteririm.

Eğer benimki gibi sanatçı olmak ile iş hayatında belirgin bir seçim yapmak isterse, onu tutkusunun olduğu alana yönlendirir ama mutlaka temel bilgileri çok iyi aldığına emin olmak isterim; yani parasını nasıl yöneteceğini, ticaretin doğasını, nasıl para kazanıldığını, insan psikolojisini iyi anlayan biri olarak uçuk bir kariyer seçse de, ayaklarının yere basmasını hayal ederim. Tabii bunlar sadece hayal, Can daha 2,5 yaşında ve kimbilir bana neler öğretecek, muhtemelen bilmediklerimi onunla birlkte deneyimleyeceğim. İnşallah o zaman sana bir daha yazarım sevgili ergen Gözde. Şimdilik kendine iyi bak, ve sivilcelerine çok takılma. Hangi sabunu kullanırsan kullan geçmeyecek, sadece zamanla geçecekler.

Sevgiler

Yorumlar kapatıldı.

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: